Make your own free website on Tripod.com

MUTEZİLE

 

Mutezile’nin; “Ayrılmak, uzaklaşmak, bir tarafa çekilmek” gibi anlamları vardır. İslâm tarihinde önemli bir akaid mezhebi kabul edilen Mutezile’nin bu isimle anılmasının sebebi hakkında çeşitli görüşler ileriye sürülmüştür. Bir çok kaynağın naklettiği meşhur görüşe göre Mutezileni’nin kurucusu Vasil B. Ata (öl. 131/748) mürtekib-i kebire meselesinde hocası Hasan-i Basri’den (öl.110/728) ayrıldığı, bir kanaate göre de Amr b. Ubeyd (öl.144/761) Katade’nin (öl.118/736) meclisini terk ettiği için “ayrılanlar, yançizenler” manasına “mutezile” diye anılmıştır. Vasıl b. Ata’nın, böyle bir macerasının olabileceği kabul edilmekle beraber Mutezilenin bu hadise sebebiyle bu adla anılmış olması bazıları tarafından pek varid görülmüyor.

Diğer bir görüşe göre “Mutezile” ismi daha eskilere varır. Hulefa-i Raşidinden Hz. Ali zamanında başlayıp devam eden iç anlaşmazlıklarda hiçbir tarafı tutmayan, iç savaşlara katılmayan “tarafsız bir zümre” vardır ki bunlara ta o zamandan itibaren “Mutezile (tarafsızlar)” denilmiştir. İşte söz konusu edilen kelam mezhebinin mensupları kendilerini o zevatın halefleri kabul etmişler ve Mutezile adını bir övgü ifadesi olarak kendileri almışlardır.

Hayatının 40 yılını Mutezile içinde geçiren Ebu’l-Hasan el-Eş’ari (öl.324/936) ise şöle demektedir: “Vasıl b. Ata, mürtekib-i kebire konusunda Müslümanların görüşünden ayrıldığı, icmaa muhalefet ettiği için bu adla anılmıştır.” Bu konu ile ilgili olarak başka görüşler  de ileri sürülmüştür.

İslâm tarihinin bu kelami mezhebi mutezile’den başka isimlerle de anılmıştır. Kulların, ihtiyari fiillerini müstakillen kendi kudretleriyle meydana getirdikleri, daha doğrusu kendilerinden önce bu görüşü benimseyen zümrenin fikirlerine katıldıkları için “kaderiye” diye anıldıkları gibi sıfat-ı ilahiye, hlk-ı Kur’an ve ru’yetullah (Allah’ın görülmesi) meselelerinde Cehmiyye’ye uyduklarından “Cehmiyye” adı ile de anılmışlardır. Allah’ın bazı sıfatlarını nefyetmeleri sebebiyle “muattıla” diye de isimlendirilmişlerdir. Kendileri bu son üç ismin hiçbirini kabul etmezler. Mutezile adl ve tevhid prensiplerini benimsedikleri için “ehl-i adl ve ehl-i etvhid” olduklarını iddia ederler.

Mutezile akılcı bir mezheptir. Bu sebeple mantık kaideleri ile çelişir gördüğü ayet ve hadisleri başka manalara yorumlar. yani akla öncelik verir. Kelam ilmi ilkin Mutezilenin elinde doğmuştur. Mutezile Mezhebi Ebu'l-Huzeyl el-Allaf (öl.235/850), Nazzam (öl.231/845), Cahız (öl.255/869), Bişr b. Mu'temir (öl.210/825), Cübbai (öl.303/916) ve Kadi Abdülcebbar (öl.415/1025) gibü büyük kelamcılar yetiştirmiştir. Mutezile Abbasiler döneminde en parlak zamanını yaşımıştır. Me'mun, Mutasım ve Vasık zamanında devletin resmi mezhebi olmuştur. Daha sonra bu parlak dönem sonra ermiş, tarih sahnesinden silinmeye başlamıştır. Günümüzde Mutezile başlıbaşına bir mezhep olarak mevcut değildir. Ancak başta Şia olmak üzere bazı mezheplerde yaşamaktadır. Mutezile mezhebinin görüşleri beş esasta sistemleştirilmiştir. Buna Usulü hamse (beş esas) adı verilir. bu esaslar şunlardır;

a) Tevhid: Allahı zat ve sıfatları yönüyle bir kabul etmektir. Bu anlayıştan hareket eden Mutezile, Allah'ın ezeli sıfatlarını, ezeli varlıklar çoğaltıyor (taaddüdü'l-kurema) düşüncesiyle inkar etmiş, Allah'ın Kelam Sıfatını Mahluk saymış (halk-ı Kur'an) Allah'ın Ahirette müminler tarafından gözlerle görülemeyeceğini savunmuştur. Mutezile bu konuda Cehmiyyenin etkisinde kalmıştır.

b) Adalet: Mutezileye göre kullar, fiillerini hür irade ile yaparlar. Bu fiillerin yaratılmasında, Allah'ın müdahalesi yoktur. Eğer bu fiilleri kul değil de Allah yaratmış olsaydı, kulun o fiilden dolayı ceza görmesi, adalet değil zulüm olurdu. Mutezile bu görüşüyle, ilahi kaderi inkar etmiş, kulun kaderini kendisinin çizdiğini söylemiştir. mutezilenin, adalet görüşünü ileri sürerken Kaderiyye'den etkilendiği bilinmektedir. Yine adalet prensibine göre kul için en uygun olanı (aslahı) yaratmak Allah üzerine vaciptir.

c) Va'd ve vaid: İyilik yapana mükafat, kötülük yapana ceza vermek Allah için zaruridir. Bu sebeple günah işledikten sonra tevde etmeyen kulu Allah'ın bağışlaması ve peygamberin şefaat etmesi söz konusu değildir.

d) Menzile beyne'l-menzileteyn:Büyük günah işleyen kimse (mürtekib-i kebire) ne mümindir ne de kafirdir. İman ile küfür arasında fısk denilen bir mertebededir. Eğer tevbe etmeden ölürse ebedi cehennemde kalacak, tevbe ederse mümin olarak cennete girecektir.

e) Emri bi'l-ma'ruf ve'n-nehyi ani'l-münker: İyiliği yaptırmaya ve kötülüğü önleme çalışmak bütün Müslümanlara farzdır.

 

Mutezile itikatta bu görüşlere sahip olmakla birlikte çoğunlukla amelde Hanefi Mezhebine bağlıdırlar. Mutezile kendi içinde pekçok kola ayrılmıştır. Bu kolların sayısın 20'ye vardıran tarihçiler bulunmaktadır.

 

İlmi Manada Mutezile Mezhebinin Ortaya Çıkışı

Mezhebin ilmi manada ortaya çıkışı hicri ikinci asırların başlarındadır. Mezhebin kurucuları olarak Vasıl b. Ata ile Amr b. Ubeyd kabul edilir. Mutezile alimleri mezheplerine daha köklü bir temel gösterebilmek için onu ta Peygamber Efendimize kadar dayandırırlar. İbnu’l Nedim’in (öl.438/1047) kaydettiği ve Mutezile bilginlerinden Ebu’l-Huzeyl el-Allaf’a (öl. 235/850) kadar varan bir rivayete göre Ebu’l-Huzeyl, adl ve tevhid prensiplerini hocası Osman et-Tavil’den, o da Vasıl b. Ata’dan, Vasıl da Hz. Ali’nin torunu Ebu HAşim Abdullah’tan, o da babası Muhammed b. El-Hanefiyye’den, o da babası Hz. Ali’den, Hz. Ali de Resulullahtan, Resulallah da Cebrail vasıtasıyla Allah Teala’dan almıştır. Fakat İslâmi kaynaklar ve tarihi vakalar karşısında bu görüşü benimsemek mümkün değildir.

 

Mutezileyi Doğuran Amiller:

Mutezile’nin kelami bir mezhep olarak ortaya çıkışını doğuran amilleri şöyle hülasa etmek mümkündür;

1) Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle İslâm Dünyasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar iç savaşların doğmasına kadar varmıştır. Bilhassa “katl” kebiresinin fazlaca irtikap edilmiş olması, alimleri “mürtekib-i kebire”nin durumu hakkında düşünmeye sevketmiştir. Diğer yönden iç savaşlara katılan taraflar çeşitli tenkitlere tabi tutuluyor, bu konularda değişik fikirler ortaya atılıyordu. Mutezile de bu siyasi fikri problemler hakkında kendisine has görüşler ileriye sürmüş ve yeni bir ekol alarak ortaya çıkmıştır.

2) Hz. Peygamber (S.A.V.)’in vefatından sonra İslâm Dini Arap yarımadasının dışına çıkmış, kısa bir müddet içinde çok yerler fethedilerek İslâm Dünyasına katılmıştır. Fethedilen bu yeni ülkeler çeşitli kültür ve inanışlara sahip bulunuyordu. İslâm’ın kültür dairesine giren bu yeni kavimlerin Müslümanlığı kabul edeni de etmiyeni de eski inanış ve düşünüşünün tesirinden kurtulmuş değildi. Yahudi, Hıristiyan, Zerdüşt, Seneviye vesair zümrelerin İslâm Dünyası içinde yaydıkları İslâmi esaslara aykırı görüşlere karşı çıkabilmek için kuvvetli bir cedel kabiliyetinin yanında hasmın silahını kullanabilecek geniş bir kültüre de sahip olmak gerekiyordu. Halbuki zamanın selef cereyanı bu işin üstesinden gelebilecek durumda değildi. İşte Mutezilenin ortaya çıkış amillerinden biri de bu olmuştur.

3) İlk Mutezile ricalinin felsefe ile iştigal ettikleri çeşitli kaynakların şehadetiyle bilinmektedir. Emeviler devrinden itibaren Arapçaya tercüme edilmeye başlanan Eski Yunan Felsefesine ait eserler Mutezile tarafından da okunmuş, beğenilmiş ve ekollerinin fikir teşekkülüne tesir etmiştir.

 

GERİ DÖN